Video

(Source: Spotify)

Link
Photo

(Source: worldofwatson, via hausofjess)

Photo
küllerimi buraya serpiştirin..

küllerimi buraya serpiştirin..

Photoset

gelecek…

(Source: paxamericana, via mickeyandminnie)

Tags: future
Text

görmek, anlamak, farketmek

Bir bayram tatili, Güneydoğu Anadolu gezisi. Ülkemde Ege ve Akdeniz dışında hiçbir yeri görmedim, ki oraları herkes görüyor. Ailemin isteği ve hevesiyle yaptık bu geziyi. İyi ki de yapmışız…

Rotamız uçakla Diyarbakır, ordan kiralık arabayla Mardin, Midyat, Urfa ve Antep…

Uçak yolculuğu kötü. Az uykulu gece, küçücük ve her türlü insanı barındıran iç hatlar terminali, THY olmasına rağmen basit ve yetersiz kahvaltı. 2 saatte Diyarbakır’a vardık. Arabayı aldık, 2011 model Ford Focus. Yolculuk başlasın! Diyarbakır çok küçük, sefil, kirli ve fakir. Ayrıca bu küçüklüğe karşın çok kalabalık. O kadar küçük ki dönüp dolaşıp aynı caddelerden geçiyoruz. Şimdi biraz anlıyorum “dağa çıkma” tartışmasını. Devlet o kadar ilgisiz ki kalabalık ve aslında bir o kadar güzel olan doğu şehirlerine, devlete tepki olarak gençler de dağa çıkıp terörü tercih ediyorlar. Ama kesin olarak şunu anladım: operasyonların ve çatışmaların buna hiçbir yararı yok. Sanırım bütün yolculuk boyunca en az etkilendiğim yer. Mehmet Yaşin sağolsun, her gittiğimiz şehirde uğranması gereken “lezzet durakları” var. E kitap da var; bulalım o zaman! İlk gün ve öğlen için kaburga dolması. Tanrım ben İstanbul’a dönünce nasıl et yiyeceğim! Önden hiçbir yerde bu lezzette bulamayacağımız, evde bile tutturamayacağımız kadar güzel ezogelin çorbası. “az” bile olsa yeterli. Sonra ikram olarak kaşık salatası, yoğurtlu buğday, etli güveç. Hepsi o kadar güzel ki… Sonra gelsin 2 kişilik kaburga dolması! Pilav bol, iri taneli, baharatlı; et yağlı, lifli, lime lime. Yanında farklı bir kemikli et var. İlk defa dişler olmadan yenilecek bir et görüyorum. Oof of!

Oradan Ulu Camii. Burayı ilk etkilendiğim camii seçiyorum. Çünkü kilisevari bir yapı. Diyarbakır’da çok da görülecek yer yok aslında. O trafikte arabayla görseniz yeterli bence. Mardin’e yola çıktık. Yollar taşlı ve çok dolambaçlı. Bir şey yapamıyor, okuyamıyorum. Onun için en iyisi uyumak. Akşamüstü Mardin’e vardık. Saat 16.30 suları ama maalesef bu saatte hava kararıyor artık. Bu nedenle programımız da aksıyor aslında. Ama n’apalım, görebildiğimiz kadar! Mardin’de otelimizi bulduk. Otelimiz 1500 yıllık bir konak. Oda giriş katında, manzarası yok ama duvarlar taş ve kubbesi var. O kadar rahat, güzel, tarihi ama şık ki! Bavulları giydikten sonra üstüme daha kalın bir şeyler alıp çıktık. Akşam yemek için tercihimiz yine bir Mehmet Yaşin tavsiyesi olan Cercis Murat Konağı. Kocaman, sadece restoran olarak kullanılan bir konak. İçi de dışı da restore edilmiş. Yöresel yemekler ve şaraplar var. Küflü yoğurt, içli köfte çeşitleri, ayvalı kavurma ve kuzu gerdanlı keşkek yedik. Mezeler çok güzel, ayvalı kavurma sert, keşkek ise muhteşem. Şarap -anlayabildiğim kadarıyla- çok güzel. Marketlerde satılan, kaliteli diye bildiğimiz bir çok şaraptan daha lezzetli. Bu konak yemek yemek için güzel gerçekten. Zaten internette araştırma yaptığınızda en çok burası çıkıyor yemek yemek için. Her ne kadar saat 20.00 olsa da otele döndük. Çünkü Doğu’da -maalesef- hayat erken bitiyor. merkezde bile olsanız neredeyse bütün dükkanlar kapanıyor, sokak tenhalaşıyor. Ben kaldığım otellere çok çabuk alışıyorum, eve gelmiş kadar rahat ediyorum hemencecik. Bu iyi bir şey mi tam da bilmiyorum aslında. Zor da olsa, sonunda uyudum.

Kahvaltı için çok heyecanlıydım. Ama ilk kahvaltı hayal kırıklığı oldu biraz! Kendileri tabak hazırlamışlar. Güzel, kötü demiyorum ama patates kızartması ne alaka? Ezilmiş ekmek, taş gibi peksimetimsi ürünler, pişmekten rengi değişmiş yumurta… Neyse, bugünlük karnımı doyurayım yeter. Kahvaltıdan sonra yola çıktık, Midyat’a gideceğiz. Yolumuzun üzerinde, dağın tepesinde bir manastır var. Tanrı’m ben orada yaşamak istiyorum! Çok sessiz, araba, insan geçmeyen, 2000 yıllık, tamamen taştan yapılmış bir manastır. Hala faal, ayinler yapılıyor düzenli olarak. Orada yaşayan, eğitim gören insanlar var, Süryanice öğreniyorlar. Karşısındaki tepede de dini adamların yaşayıp, kendilerini eğittikleri mağaralar var. Dağın tam tepesinde, sadece yürüyerek, daha doğrusu tırmanarak çıkılabilecek oyuklar. Dürbünle bakmazsanız çok da fark edilemiyor aslında. Sadece o mağaralara bakmak için dürbün koymuşlar manastırın girişine. Ayin olduğu için 15 dk bekliyoruz. Bu sırada da gerçek Süryani kahvesi içiyoruz. Kakuleli, çok lezzetli. Buradaki kahveler de ayrı bir lezzetli! Türk kahvesi, Süryani kahvesi veya mırra, hepsi çok güzel! Doğu’daki kahveleri içince İstanbul’da kahve de içemem ben artık. Manastırdan sonra Midyat’a yola çıktık, hemen vardık. Eski Midyat çok güzel. Hepsi taştan, alçak binalar, dar sokaklar. Hiç beton, yüksek bina yok, her yer toprak. 

Video

gogogoturnleft:

Indie - Electronic 2011 Mixtape by brovision

(via evrimguvenc)

Photo
bir kez daha söylüyorum: yemek sanattır..

bir kez daha söylüyorum: yemek sanattır..

Photo
kim ne derse desin, domuz kutsal benim için..

kim ne derse desin, domuz kutsal benim için..

Tags: pork
Quote
"Feel"

in the blanks.